Üyelik Girişi eğer ilk gelişiniz ise, Üye Olunuz!
Selam5 %100 ücretsiz arkadaşlık sitesi
REKLAM KODU
>  Anasayfa > Makaleler > Ulkeler > Çeçenistan > Kafkasya'yı Bekleyen Günler


Kafkasya'yı Bekleyen Günler
Tarih 05/03/2013 05:18 Yazar Onur Okuyanlar 1542   Sayfa Numarası 116
Print Pdf RSS
çeçe

Kafkasya'yı Bekleyen Günler

7 Ekim 1999

Bilindiği üzere bu bölümde Kafkasya'da son dönemde gelişen olaylara sıkça yer veriyor ve bu gelişmelerle ilgili tahlillerimizi aktarmaya çalışıyoruz. Son günlerde bölgedeki olayların iyice alevlendiği ve gittikçe geniş bir alana yayıldığı görülüyor. Rusya'nın bölgedeki hainliğine geçen haftaki yazımızda temas etmiştik. Dolayısıyla aynı şeyleri tekrar etmeyeceğiz. Bölgedeki gelişmelerle ilgili haberleri de basın yayın organlarından günü gününe takip ettiğinizi sanıyoruz. Biz bu haftaki yazımızda daha çok meselenin uluslararası boyutu üzerinde durmak ve olayların nasıl bir mecraya doğru akabileceği hakkındaki kanaatlerimizi aktarmak istiyoruz.

Çeçenistan'da yaşanan son olaylar başta BM olmak üzere çağımızın önde gelen uluslararası kuruluşlarının iki yüzlülüğünü bir kez daha ortaya koydu. Çünkü Doğu Timor'da yaşanan olaylara anında müdahale eden BM ve arkasındaki güçler Çeçenistan'da yaşananlar karşısında ağır aksak davranmayı, gelişmeleri dışarıdan seyretmeyi tercih ediyorlar.

Rusya'nın Çeçenistan'da gerçekleştirdiği katliam, Yugoslavya yönetiminin Kosova'da gerçekleştirdiği katliamdan tamamen farksızdır. Rusya başbakanı Çeçenistan'a asker sokmalarını izah ederken: "Çeçenistan Rusya toprağıdır. Dolayısıyla askerlerimizi istediğimiz bölgesine sokarız" şeklinde ifade kullandı. Her şeyden önce bu sözü tamamen yalandır. Çünkü Çeçenistan normalde Rusya toprağı değildir. Üstelik Moskova yönetimiyle Çeçenistan arasında en son imzalanan anlaşmayla bunu Rusya da kabul etmiştir. Bu itibarla Rusya, Çeçenistan'a asker sokarak hem uluslararası anlaşmaları hem de Çeçenistan yönetimiyle imzalamış olduğu ikili anlaşmayı ihlal etmiş olmaktadır. Yani söz konusu anlaşmaya göre Çeçenistan, Rusya'nın bir bölgesi değil bağımsız bir devlettir. Kaldı ki Rusya başbakanı Viladimir Putin'in iddiası doğru olsa bile yani Rusya'nın kendi ulusal sistemine ve yasalarına göre Çeçenistan, bu ülkenin bir parçası olsa bile yine de bu Moskova yönetiminin Çeçenistan topraklarında terör estirmesini haklı kılmaz. Üstelik yapılan iş alelade bir şekilde asker sevkıyatı değil sivil halka yönelik vahşi bir katliamdır. Yani bu haliyle bile Miloseviç hükümetinin Kosova'da gerçekleştirdiği katliamdan farksız hatta saldırganlık yönünden daha ileri düzeydedir. Çünkü Yugoslavya yasalarına göre Kosova da Yugoslavya'nın bir parçasıydı. Üstelik Kosova'nın özerk statüsü de eski Yugoslavya döneminde kaldırılmıştı.

Ama ne yazık ki, yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Doğu Timor'daki gelişmelere anında müdahale eden, bu bölgenin Endonezya'dan bağımsız hale getirilmesi için her yola başvuran ve referandumda bağımsızlığa "evet" oylarının çok çıkması sebebiyle ortaya çıkan gelişmelere de bölgeye uluslararası güç göndermek suretiyle müdahale eden, Irak'a ve Libya'ya ambargoyu sıkı bir şekilde denetleyen BM'in ve onun arkasında duran güçlerin Çeçenistan'daki Rus katliamına bigane kaldıklarını görüyoruz. Bu durum söz konusu teşkilatların ve güçlerin iki yüzlülüğünü güncel deyimle çifte standartçılığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Aynı şeyi Keşmir meselesinde, daha doğrusu Müslüman halkların mağdur edildiği tüm meselelerde görüyoruz.

Bu noktadan sonra en çok merak edilen: "Kafkasya'nın geleceği ne olacak?" sorusunun cevabını aramaya, daha doğrusu bu konuyla ilgili kanaatlerimizi aktarmaya çalışalım. Rusya, Dağıstan'da beklemediği bir direnişle karşılaşınca ilk anda büyük bir zafiyet ve acziyet içine düştü. Bu durum karşısında, daha önceki yazılarımızda da işaret ettiğimiz üzere acziyetini örtmek ve direnişçi gerillaları geri çekilmeye zorlamak için sivil hedeflere yönelik saldırıları yoğunlaştırma yolunu tercih etti. Çünkü siviller savunmasız insanlardır ve onlara daha çok kayıp verdirme imkanı vardır. Onlara verdirilecek kayıpların da gerillaları geri çekilmeye zorlayabileceği düşünülür. Bundan dolayı İsrail işgal devletinin Güney Lübnan'da ve Hindistan'ın Keşmir'de direnişçi gerillalar karşısında acze düştükleri zaman başvurdukları metot bu olmaktadır. Rusya, Dağıstan'daki direniş karşısında acze düştüğü zaman bu metoda başvurduğunda önce Dağıstan'daki sivil yerleşim merkezlerini hedef almıştı. Ancak daha sonra hata ettiğini düşündü. Çünkü Dağıstan'da kendisine kukla bir yönetim var ve bu bölgede sivil yerleşim merkezlerine yönelik saldırıları yoğunlaştırması durumunda bütün Dağıstan halkının hem Moskova'nın kuklası yerel hükümete hem de bizzat Moskova hükümetine karşı cephe almaları söz konusuydu. Böyle bir gelişme ise direnişçilerin saflarının güçlenmesine Dağıstan hükümetinin ise zayıflamasına sebep olurdu. Bundan dolayı hedefi değiştirdi ve Çeçenistan'daki sivil yerleşim merkezlerine saldırmaya başladı. İlk etapta da hava saldırılarına ağırlık vererek Çeçenistan halkını korku ve endişe içine sokmaya çalıştı. Ardından da çok sayıda kara kuvvetini bu ülkenin topraklarına yönelterek en azından sivil toplumu göçe zorlamak suretiyle insanların direniş güçlerini zayıflatmaya çalıştı. Rusya'nın savaş yeteneğinden çok teknik imkanlara dayanan son saldırıları ve katliamları karşısında Çeçenistan halkının Kosova'daki gibi kalabalık kitleler halinde yurtlarını terk etmeye zorlanmış olmasının olaylara dışarıdan bakanları telaşlandırdığını görüyoruz. Fakat bu saldırıların Rusya'nın aleyhine sonuç vermesi ihtimali de vardır. Rusya'nın bu saldırıları yüzünden Çeçenistan Müslümanları bağımsızlık davalarından vazgeçecek değildirler. Çünkü onlar bağımsızlıklarını çetin bir mücadele sonunda elde ettiler.

Ayrıca bu saldırıların arkasında Rusya'nın özellikle de Yeltsin'in siyasi hesaplarının olduğu bilinmektedir. Rusya'da yakında seçimler olacağından Yeltsin'in bir olağanüstü hal ilan ederek bu seçimleri belirsiz bir tarihe ertelemeyi düşündüğü değişik siyasi yorumlarda gündeme getirildi. Bu tahlillere göre Rusya'nın Çeçenistan'a yönelik saldırılarının arkasında birtakım kısa vadeli hesapların olması mümkündür. Uzun vadede ise bölgede tutunamayacağını tahmin etmektedir. Uzun vadeli hesabı ise Çeçenistan'dan ziyade Kafkasya'nın diğer bölgelerine yönelik olabilir. Yani Moskova yönetimi Kafkasya'nın diğer bölgelerinde özellikle de Hazar denizine açılan Dağıstan'da hakimiyetini koruyabilmek için kendisine hayli pahalıya mal olan böyle bir askeri operasyona başvurmuştur.

Bunlar bizim tahmin ve tahlillerimiz. Gelecekte neler olacağını ise ancak Yüce Allah bilir. Ama biz İslam ve Müslümanlar için geleceğin parlak olacağını ümit ediyor ve böyle olmasını da temenni ediyoruz. Fakat böyle bir gelecek için Müslümanlar arasında birlik ve dayanışmanın güçlendirilmesi gerekmektedir. Yani ümmet bilincini çok iyi bir şekilde özümsememiz ve bunu pratiğe yansıtmanın yollarını araştırmamız gerekiyor.




Google'da sayfamıza destek olmak için (G+1) tuşuna basınız.

Tags - Face Twi
Yorum Yok, İlk Yorum Ekleyen Siz olun!
Arama
 
.